top of page

HAYAT HİKAYELERİ

tmhfma.jpg
ikcvig.jpg
460nyo.jpg

50 Dolarla Nike’ı Kuran Adam Phil Knight’ın Etkileyici Serüveni

Phil Knight, bugün spor ayakkabı denilince ilk akla gelen markalardan birinin kurucusu. Nike'ı kurmak onun için hiç de kolay olmadı. Başlangıçta elinde sadece 50 doları ve hayalleri vardı.

...

1962 yılında Stanford Business School’da bir ödev hazırlarken birdenbire aklına Japonya’dan ayakkabı ithal etme fikri geldi.

Okulu bitirdiğinde işe, fikrinin çılgınca olmadığına dair babasını ikna etmekle başladı.

...

Japonya'ya gitmesiyle serüven başladı. Koşu ayakkabısı üreten Onitsuka Şirketi’ne gitti ve onlara tamamen kendisinin hayal ürünü olan “Blue Ribbon” şirketi adına çalıştığını söyledi ve istediğini aldı!

Zorlayıcı ve ikna edici bir konuşmanın ardından Onitsuka, Phil Knight’ın hayali şirketine ABD piyasası için distribütörlük hakkını verdi.

...

Fakat bunun karşılığında Knight’ın 50 dolara ihtiyacı vardı. İkna ettiği babasından 50 doları istedi. Nike artık doğmak için hazırdı.

...

1964 yılına geldiğinde Onitsuka’dan beklediği ilk ayakkabıları geldi. Knight, ayakkabıları koşu antrenörü olan Bill Bowerman’a gönderdi. Tek umudu Bowerman’ın takım için birkaç ayakkabı satın almasaydı. Çok daha iyisi oldu!

Bill Bowerman bu hayali şirkete ortak olmak olmuştu.

...

En nihayetinde hayali şirketi gerçek olmuştu.

Blue Ribbon Sports önce arabasının bagajında faaliyetteydi. 1966 yılında ise parekende satış yapabileceği bir dükkanı vardı.

...

Phil Knight, batı kıyısındaki tüm koşu takımlarına ulaşmak istiyordu. Satış stratejisi ise basit fakat etkiliydi. Ayakkabıları deyim yerindeyse peynir ekmek gibi satıyordu.

Satışlar artıyordu, 1966 yılını 84 bin dolar satışla kapatmıştı. Tam bu süreçte ezeli rakibi olan Adidas’la tanışmış ve onu kafaya takmıştı. Rekabet başlıyordu.

1968’e gelindiğinde her şey yolundaydı. Fakat Onitsuka, yeni bir anlaşma için Blue Ribbon Sports’u görmek istedi.

Ofis onları pek tatmin etmemişti. Satışlar gördükleri manzaraya göre fazla iyiydi. Phil Knight 5 yıllık bir anlaşma için kolları sıvamıştı ama onlardan 3 yıllık anlaşma alabildi. Ve bu Knight için bir dönüm noktası olmuştu.

...

Phil Knight, Onitsuka’ya alternatif olması için Nike markasını yarattı. Sonunda Onitsuka ile yollarını ayırmaya ve kendi kanatları ile uçmaya karar verdi.

Nike markası adı altında da satışları gayet iyi gidiyordu fakat bir yandan da tedarikçisi Onitsuka ile sorunlar yaşamaya devam ediyordu ve kendi yolunu çizmeye karar verdi.

...

Birtakım zorluklar yaşadı. Ama asla pes etmedi. Markası için gerçek bir savaşçı gibi savaştı. 1974'te yıl sonunda satışlar 8 milyon dolara gelmişti.

1974 yılında Phil Knight başına gelen tüm maddi sıkıntılara rağmen ayakta kalmaya devam ediyordu. Aynı zamanda Onitsuka ile yolları ayırdığı için tedarikçi zorluğu da çekiyordu. Ama başarının kokusunu almaya başlamıştı.

...

Tüm maddi problemler aşıldıktan sonra Phil, nasıl bir marka yaratmak istediğine odaklanmıştı. Markanın kesinlikle büyük ve güçlü aynı zamanda da kârlı, yenilikçi ve verimli olsun istiyordu.

O zamanlar spor ayakkabı onun için sadece sporcuların giydiği bir ürün değil günlük hayatta da insanların kullanabileceği bir ürün olmalıydı. Markasını bu yönde hazırlamalıydı.

...

1976 yılına gelindiğinde Nike'ın ayakkabıları sadece sporcular tarafından değil herkes tarafından beğenildi. Satışlar inanılmazdı.

Nike, artık bir markadan daha fazlasıydı.

Bill Gates’in İlham Verici Hayat Hikayesi

Bill Gates Kimdir?

Takım Lideri, Girişimci, Hayırsever (1955– )

1955 yılında Seattle Washington’da doğan ünlü girişimci Bill Gates, 13 yaşında bilgisayara programcılığına ilgi duymaya başladı. Ortağı Paul Allen’la birlikte geliştirdiği teknolojik yenilikler, güçlü stratejiler ve agresif pazarlama teknikleriyle Microsoft’un dünyanın en büyük yazılım şirketi olmasını sağlayan Bill Gates, 86 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin kişisidir.

 

Bill Gates’in Çocukluğu

28 Ekim 1955 yılında, Seattle Washington’da doğdu. 13 yaşında Lakeside Lisesi’ne giderken bilgisayar programcılığına ilgi duymaya başladı. Bu tutkusu üniversitede de sürdü. Arkadaşı ve ortağı Paul Allen’la yazılımlar geliştirmeye başladı.

Bill Gates orta sınıf bir aileden geliyor. Kristianne adında kendinden büyük bir kız kardeşi, bir de küçük kardeşi Libby var. Babaları William H. Gates, gelecekteki eşi Mary Maxwell ile karşılaştığında utangaç ama başarılı bir hukuk öğrencisiydi. Mary, Washington Üniversitesi’nde okuyan atletik ve dışa dönük bir öğrenciydi. Girişkenliği ve liderlik yeteneği sayesinde öğrenci işlerinde çalışmaktaydı.

Sıcak bir aile ortamında büyüyen üç çocuk da rekabetçi olarak yetiştirildi ve mükemmel olmaya teşvik edildi. Bill, Puget Sound’daki yazlıklarında, aileyi sportif oyunlarda bir araya getirerek rekabetçi kişiliğini o zamanlardan göstermişti. Masa oyunlarını severdi. Favorisi Risk’ti ve Monopoly’de her zaman kazanırdı.

 

Bill Gates’in, annesiyle çok yakın bir ilişkisi vardı. Anne Gates, kısa süren öğretmenlik kariyerinin ardından yaşamını hayır kurumlarında çalışarak çocuklara yardım etmeye adadı. Ayrıca Seattle’daki First Interstate Bankası (büyük babasının bankası) , United Way ve International Business Machines (IBM) gibi şirketlerde yönetim kurulu üyelikleri yaptı. Okul ve hayır kurumlarında düzenlenen organizasyonlarda çalıştığı zamanlarda, Bill’i de yanında götürüyordu.

Bill Gates tam bir kitap kurduydu. Saatlerce ansiklopedi okuduğu oluyordu. 11-12 yaşlarında ebeveynleri ondaki yeteneği fark etti. Dersleri iyiydi fakat içine kapanık bir öğrenciydi. Ailesi onun bu durumu nedeniyle endişeliydi. Devlet okullarına karşı duydukları sadakata rağmen Bill’i 13 yaşındayken özel bir okula verdiler. Bill Gates, özel okulda okumaya başladıktan sonra her alanda başarılı oldu. Matematik ve fen dersleri çok iyiydi. İngilizce ve drama derslerini de oldukça seviyordu.

Bir gün, bir bilgisayar firması okula gelerek çocuklara bilgisayarı tanıttı. Okul aile birliğindeki anneler de, eski eşya satışlarından topladıkları paralarla okula bir bilgisayar sınıfı kurdular. Bill Gates yeni tanıştığı bu cihaza büyük ilgi duydu ve zamanının çoğunu bilgisayar sınıfında geçirmeye başladı. Ve “Tik Tak Toe” adlı bir oyun programı yazarak kullanıcıların bilgisayara karşı oynamalarını sağladı.

Okuldayken kendinden iki sınıf önde olan Paul Allen’la tanıştı. İkisi hemen kaynaştı ve özünde farklı olan iki insan, ortak noktaları bilgisayar sayesinde uzun süreli bir arkadaşlığı adım attılar. Allen çekingen ve utangaçken Bill, alıngan ve hırçındı. Farklı olmalarına rağmen boş zamanlarını birlikte programlar üzerinde çalışarak geçiriyorlardı. Ara sıra anlaşmazlığa düşüyor ve kimin haklı olduğu ya da bilgisayar laboratuvarını kimin yöneteceği konularında çatışıyorlardı. Bir keresinde tartışma o kadar büyüdü ki Allen, Gates’in bilgisayar laboratuvarına girmesini yasakladı. Bilgisayar laboratuvarından her öğrencinin eşit yararlanabilmesi için öğrencileri otomatik olarak sıralayan bir program kullanılıyordu ve bir öğrenci haftada belli bir süreden çok bilgisayar kullanamıyordu. Sık sık bilgisayar başına geçebilmek amacıyla yazılımdaki aksaklıkları kendi yararlarına kullandıklarının anlaşılması üzerine okul yönetimi, Gates ve Allen’ın laboratuvara girmelerini yasakladı. Daha sonra yazılımı onarmaları karşılığında, yeniden laboratuvara girmelerine izin verildi. Gates laboratuvarda, bilgisayar firması için bir bordro ve okul için bir çizelge yazılımı hazırladı.

Bill Gates, 1970 yılında 15 yaşındayken arkadaşı Paul Allen’la ortak bir işe imza attı. Birlikte Seattle’daki trafik bilgilerini gösteren Traf-o-data adında bir yazılım hazırlayıp 20 bin dolar kazandılar. Gates ve Allen kendi şirketlerini kurmak istedilerse de, Gates’in ailesi onun okulu bitirip üniversiteye girmesini istiyordu. Hayalleri oğullarının avukat olmasıydı.

Bill 1973 yılında liseden mezun oldu. Üniversiteye giriş sınavı niteliğindeki SAT testinde 1600 üzerinden 1590 puan aldı.

 

Kariyerinin Başlangıcı

Hukuk okumak üzere Harvard Üniversitesi’ne girdi, fakat henüz birinci sınıftayken zamanının çoğunu sınıfta geçirmek yerine bilgisayar laboratuvarında geçiriyordu. Derslerine çalışmıyordu. Yalnızca sınavdan bir önceki gün sabaha kadar çalışarak testlerde geçer notu almakla yetiniyordu.

 

Gates Paul Allen’la bağlantıyı koparmadı. Paul, iki yıl Washington State Üniversitesi’ne devam ettikten sonra okulu bırakarak Honeywell için çalışmak üzere Boston’a gitti. Bu dönemde Allen, Bill Gates’e Popüler Elektronik adlı dergide yayımlanan Altair 8800 mini bilgisayar kiti hakkındaki yazıyı gösterdi. İki genç bu bilgisayarı, kişisel bilgisayarların atası olarak gördü ve bu sayede çığır açacaklarını düşündü. Altair, New Mexico’da bulunan Micro Instrumentation (MITS) adlı küçük bir şirket tarafından üretiliyordu. Gates ve Allen şirketle bağlantıya geçerek Altair için bir yazılım geliştirdiklerini anlattı. Gerçekte ise bir Altair bilgisayarları yoktu ve böyle bir çalışma da yapmamışlardı fakat MITS’in böyle bir teklifle ilgilenip ilgilenmeyeceğini merak ediyorlardı. MITS’in başkanı Ed Roberts, gençlerden çalışmalarını göstermelerini istedi. Gates ve Allen Harvard’ın bilgisayar laboratuvarında, iki ay süren hummalı bir çalışmanın ardından yazılımı geliştirdiler. Allen, yazılımı teslim etmek üzere New Mexico’ya gitti. Yazılımlarını daha önce Altair’de denememişlerdi fakat mükemmel şekilde çalışıyordu. Paul Allen, MITS’de işe girdi ve Bill Gates de ailesinin rızası olmamasına rağmen Harvard’ı bırakarak Allen’la birlikte çalışmaya başladı.1975 yılında Gates ve Allen ortaklaşa Micro-Soft’u kurdu. Bu isim micro-computer ve software kelimelerinin bir karışımıydı. Bir yıldan kısa bir süre sonra, kelimelerin arasındaki tireyi attılar ve Microsoft olarak yola devam ettiler. Altair için yazdıkları yazılım, onlara para ve imtiyaz kazandırmıştı fakat hedefleri çok daha farklıydı. Microsoft imzasıyla ürettikleri BASIC isimli yazılım bilgisayar meraklıları arasında popüler olmuştu hatta o kadar ki korsanları dahi türemişti. O dönemde Gates’in yaptığı hesaplamalara göre, BASIC kullanıcılarının yalnızca % 10’u orijinal yazılım kullanmaktaydı çünkü kişisel bilgisayar kullanıcılarının çoğu, bilgisayarlarını kişisel ihtiyaçları için kullanıyordu. Bu nedenle yazılımın kopyasını çıkarıp elden ele arkadaşlarına dağıtmakta bir sakınca görmüyorlardı. Gates bunu doğru bulmuyordu. Korsan yazılımın bir çeşit hırsızlık olduğunu düşünüyordu.

 

Bill Gates Şubat 1976’da, bilgisayar meraklılarına korsan yazılım yaymanın, yeni yazılımların önünü tıkayacağını söyleyen açık bir mektup yazmıştır. Korsan yazılımların, yatırımcıların kaliteli yazılımlar üretmek için para ve emek harcamasının önünde engel teşkil ettiğini söylemiştir. Mektup, bilgisayar meraklıları tarafından pek önemsenmemesine rağmen Gates, inançlarına bağlı kalmış ve yaptığının iş ahlakına uymadığı yönünde yapılan eleştirilere, korsanın yeniliklerin önünü tıkadığını söyleyerek kendini savunmuştur.

Bill Gates daha sonra MITS’in başkanı Ed Roberts ile ters düşmüş ve aralarında yaşanan gerginlik bağırış çağırışa kadar varmıştır. Gates’in ısrarcılığı, Roberts’in onu şımarık ve dik kafalı olarak nitelemesiyle sonuçlanmıştır. Roberts 1977 yılında MITS’i satıp memleketi Georgia’ya dönerek tıp fakültesine yazılmış ve mezun olduğunda kasaba doktoru olarak çalışmaya başlamıştır. Bill Gates ve Allen ise MITS’in yeni sahibine dava açarak Altair için geliştirdikleri yazılımın haklarını istemişlerdir.

Microsoft diğer bilgisayar şirketleri için de, farklı formatlarda yazılımlar geliştirmiştir. Microsoft 1979 yılının başlarında, Seattle’ın hemen doğusunda kalan Washington’a taşınmıştır. Ünlü girişimci memleketine döndüğüne mutlu olduğundan büyük bir hevesle çalışmaya koyulmuştur. Microsoft’un o sıralar 25 çalışanı vardır ve çalışanlara; operasyon, pazarlama, ürün ve strateji geliştirme gibi alanlarda geniş yetkiler verilmiştir. Yazılım geliştirme alanındaki yeteneği ve keskin iş mantığı sayesinde Bill Gates, 1979 yılında henüz 23 yaşındayken 2,5 milyon dolarlık bir şirketin başkanı konumuna yükselmiştir.

 

Microsoft’un Yükselişi

Bill Gates’in yeteneği yalnızca yazılım geliştirme alanında değildi. İyi bir operasyon yöneticisi olarak da hem şirket liderliğini yürüttü hem de şirket sözcülüğü yaptı. Şirketinden çıkan kodların her satırını baştan aşağı gözden geçirirdi. Hatta gerekli görürse yeniden yazardı. Sektör büyüdükçe Apple, Intel ve IBM gibi donanım üreten şirketlere Microsoft’a ait yazılım uygulamalarını tanıtmak için yürüttüğü faaliyetlerin ardı arkası kesilmedi. Genç girişimci bu tanıtımlarda annesini de sıklıkla yanına alıyordu. Çünkü annesi Mary, IBM de dâhil olmak üzere birkaç şirketin yönetim kurulu üyesi olarak toplumda saygı gören ve bağlantıları olan bir kadındı. Bill, IBM’in CEO’suyla da annesi sayesinde tanışmıştı.

Paul Allen ve Bill Gates

Kasım 1980’de IBM, PC adını verdikleri yeni çıkacak bilgisayarları için yazılım arıyordu ve Microsoft’a başvurdu. Söylentilere göre, IBM’de birileri Bill Gates’i ofis asistanı sanıp ondan kahve servis etmesini rica etmiş. Gates genç görünümüne rağmen IBM’dekileri hızla etkilemiş ve şirketinin, ihtiyaçlarını karşılayacağı yönünde onları ikna etmiş. Yalnız bir sorun varmış o da, Microsoft’un elinde IBM’in yeni bilgisayarını işletecek bir temel işletim sistemi olmamasıymış. Gates yılmamış ve birinden IBM’in PC’si tarzında bilgisayarlarda çalışacak bir işletim sistemi satın almış. Daha sonra yazılım geliştiriciyle bir anlaşma yaparak yazılımın tüm haklarını Microsoft üzerine devretmiş ve IBM’e bundan hiç bahsetmemiş. IBM bunu öğrendiğinde böyle önemli bir bilgiyi sakladığı için Microsoft’u ve Bill Gates’i dava etmiş. Microsoft açıklanmayan bir tutar ödeyerek mahkemeye çıkmaktan kurtulmuş. Gates yine de yanlış bir şey yaptığı konusunda bir itirafta bulunmamış.

Gates IBM’in PC’si için 50 bin dolara satın aldığı yazılımda bazı uyarlamalar yapmalıydı ve bunun için 50 bin dolar daha ödemek durumunda kaldı. IBM, kaynak kodunu satın almak isteyince Gates bunu reddetti. Bunun yerine IBM’e, bilgisayarlarıyla birlikte satılacak olan her yazılım için lisans ücreti ödemesi yapılmasını teklif etti. Bu şekilde, aynı yazılımı başka bir bilgisayar üreticisine de MS-DOS adıyla sattı. Zaman geçtikçe bilgisayar şirketleri IBM’in PC’sine benzer bilgisayarlar üretmeye başladı. Microsoft bu sıralarda, Apple II için Softcard adında bir yazılım üretti.

Microsoft, 1979-1981 yılları arasında rekor düzeyde büyüme gösterdi. Personel sayısı 25’ten 128’e çıktı. Gelirleri ise 2,5 milyon dolardan 16 milyon dolara yükseldi.1981 yılının ortalarında Bill Gates ve Paul Allen Microsoft‘u anonim şirkete çevirdi. Gates, hem şirket hem yönetim kurulu başkanı olurken Allen Genel Müdür yardımcısı oldu.

Microsoft 1983 yılında, İngiltere ve Japonya’da şubeler açarak globalleşmeye başladı. Böylelikle dünya üzerindeki bilgisayarların % 30’u onların yazılımlarını kullanmaya başladı. Şirket 1983 yılında, Paul Allen’ın Hodgkin hastalığına yakalandığı haberiyle sarsıldı. Gördüğü yoğun tedavinin ardından ertesi yıl hastalığı gerilese de Allen şirketten istifa etti. Bunun üzerine, Allen’ın istifasıyla ilgili çok sayıda dedikodu türedi. Bazıları onu Bill Gates’in şutladığını söylerken çoğu Allen’ın kendine farklı bir yol çizmek üzere şirketten ayrıldığını düşündü.

 

Microsoft Windows’un Geliştirilmesi

Steve Jobs ve Bill Gates

Microsoft ve Apple birbirilerinin ezeli rakibi de olsalar ilk yeniliklerinde bir aradalardı. 1981 yılında Apple Microsoft’u davet ederek onlardan Macintosh adını verdikleri bilgisayar için yazılım geliştirmelerini istedi. Microsoft ve Apple ekibinden bazı geliştiriciler birlikte çalışarak Macintosh için yazılım ve uygulamalar geliştirdiler. Ancak programcı kimliği taşımayan kullanıcılar, Microsoft’un yazılımı yerine kullanımı daha kolay olan grafikli, görüntülü VisiCorp yazılımını alıyorlardı. Gates bir reklam kampanyası başlatarak grafiksel bir arayüz kullanan Windows adında yeni bir işletim sistemi geliştirdiğini açıkladı. Bu sistem bir fare yardımıyla çalışıyordu ve bir grafiksel kullanıcı arayüzü vasıtasıyla ekranda yazı ve görüntüler gösteriyordu. Bu yalnız metin gösteren ve klavye ile yönetilen MS-DOS sisteminden oldukça farklıydı. Üstelik DOS’ta ekranda görünen yalnızca kodlar olduğundan kodları anlamadan çıktı almak zorlaşıyordu. Windows, MS-DOS sistemiyle çalışan tüm bilgisayarlarla uyumlu olacaktı. Aslında bu bir blöftü. Microsoft’un böyle bir yazılımı henüz yoktu fakat bu dâhice pazarlama taktiği işe yaramıştı. Bilgisayar pazarının % 30’u MS-DOS kullanıyordu ve bu kitle yeni bir sisteme geçmek yerine Windows’un çıkışını merakla beklemeye başlamıştı. Halk bir değişim beklentisi içinde olmadığında yazılım geliştiriciler, Visicorp sistemi için program yazmakta isteksiz davranıyorlardı. Bu nedenle VisiCorp, 1985 yılının başlarında ivme kaybetmeye başladı.

 

Anonsun üzerinden iki yıl geçmesinin ardından Kasım 1985’te, Microsoft Windows’u yayınladı. Windows görünüm olarak Apple’ın Macintosh’u için yazdıkları yazılıma benziyordu. Bu yazılımın tüm haklarına sahiptiler. Apple, Gates’in yazılım lisansını alma önerisini kabul etmemiş ve bilgisayar satışı üzerine yoğunlaşmayı tercih etmişti. Gates bir kez daha durumu lehine çevirerek Macintosh’a benzer bir yazılım geliştirmişti. Apple dava açmakla tehdit edince Microsoft misilleme yaparak Macintosh yazılımlarının nakliyesini geciktireceğini söyledi. Sonunda Microsoft galip geldi. Zaten iki yazılım birbirine benzese de fonksiyonel açıdan tamamen farklıydı.

Mart 1986’da Bill Gates, Microsoft’u halka arz etti. Hisse fiyatı 21 dolardı. Gates şirketin % 45’ini elinde bulunduruyordu ve elinde 24,7 milyon dolarlık hisse senedi vardı. Zamanla şirketin hisse değerleri arttı ve piyasalara daha fazla hisse sunuldu. 1987 yılında, hisseleri 90,75’e yükseldiğinde Bill Gates katrilyoner oldu. O zamandan beri, dünyanın en zengin adamlarından biri olma sıfatını koruyor. Forbes’un hazırladığı, Amerika’nın en zengin 400 adamı listesine her yıl girmekte.1999 yılına gelindiğinde, hisse fiyatları hala yukarıdaydı ve şirketin halka arzının ardından, tam sekiz kez daha piyasalara hisse senedi sürülmüştü. Bu dönemde Gates’in toplam serveti 101 milyar dolara ulaşmıştı.

Bill Gates yine de şirketinin durumundan emin olamıyordu. Sürekli rekabetçi tavrını sürdürüyor ve ateşli bir şekilde yenilik peşinde koşuyordu. Gates şirketinde çalışan herkesin de aynı tavrı sergilemesini istiyordu. Bir gün Gates’in asistanı işe geldiğinde masanın altında uyuyan birini gördüve güvenliği aradı. Ancak bu kişi tüm gece boyunca çalışıp uyuya kalmış Bill Gates’ten başkası değildi.

Gates üstün zekâsıyla, yazılım sektörüne geniş bir açıdan bakmaktadır. Ayrıca, ürün geliştirme ve kurumsal strateji alanlarında da çok iyidir. Kurumsal bir atılım yapacakları zaman, tüm olasılıkları gözden geçirir ve hepsiyle ilgili bir ön çalışma yapar. Yaratım sürecinde aksaklık yaşanmaması amacıyla çalışanlarını yeni şeyler düşünemeye zorlayan, çatışmacı bir yönetim tarzı vardır. Gates’in işine duyduğu tutku, şirket çalışanlarına eziyet şeklinde yansıyordu. Etrafındaki insanları sürekli kontrol ederek fikirleri konusunda emin olup olmadıklarına bakıyordu.

Bill Gates rakipleri arasında acımasızlığıyla ünlü biri. IBM’in önderliğinde birkaç teknoloji şirketi, MS-DOS’un yerini almak üzere, OS/2 adını verdikleri kendilerine ait bir işletim sistemi geliştirdiler. Bu durum Gates’e sıkıntı vermedi. Onun yerine yaptığı yenilik ve gelişmelerle, Windows’u yaratarak atağa geçti. 1989 yılında, Microsoft Office’i geliştirdi. Buna göre Microsoft Word ve Excel bir arada olacaktı. Bu yazılım tüm Microsoft ürünleriyle uyumluydu fakat Microsoft ürünleri OS/2 işletim sistemi ile uyumlu değildi. Microsoft’un yeni versiyonu iki hafta içinde 100 bin adet satmıştı ve kısa süre sonra OS/2 piyasalardan silindi. Bu sayede Microsoft, yazılım piyasasında tekel oluşturdu. Kısa süre sonra Federal Ticaret Komisyonu, Microsoft’u haksız rekabetten inceleme altına aldı.

90’lı yıllarda Microsoft, Federal Ticaret Komisyonu ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılan bir seri incelemeye maruz kaldı. Bu incelemelerden bazıları, Microsoft’un Windows işletim sistemini kullanan bilgisayar üreticileriyle adil olmayan anlaşmalar yapması gerekçesiyleydi. Diğer suçlamalar, Microsoft’un bilgisayar üreticilerine Windows’u satmak için Internet Explorer’ı kullanma zorunluluğu koymasıyla ilgiliydi.

Microsoft yazılım geliştirme sahasında olası bir çöküşün eşiğindeydi. Bu nedenle geçmişte yaptığı savunmaya geri dönerek bu tarz kısıtlamaların yeniliğin önünde engel teşkil ettiğini beyan etti. Sonunda devletle bir anlaşma yaparak olası bir çöküşten kurtuldu. Tüm bunların üzerine Gates, şirketin üzerindeki basıncı hafifletmek amacıyla ilginç yollara başvurdu. Komik reklamlar yaptı ayrıca Star Trek’teki Mr. Spock görünümüne bürünerek halkın önüne çıktı. Federal incelemeler son bulduktan sonra Microsoft yoluna devam etti.

 

Özel Hayatı

1987 yılında Microsoft ürün müdürü olan 23 yaşındaki Melinda French, o zamanlar 32 yaşında olan Bill Gates ’in gönlünü fethetti. Akıllı ve disiplinli olan Melinda, Gates için harika bir kız arkadaş adayıydı. Zamanla ilişkileri ilerledi ve sevgili oldular. 1 Ocak 1994’te Melinda ve Bill, Hawaii’de evlendiler. Bundan yalnızca birkaç ay sonra, Gates’in annesi göğüs kanserine yakalandı ve aynı yılın Haziran ayında vefat etti. Gates yıkılmıştı.

Melinda Gates ve Bill Gates

Bill ve Melinda, 1995 yılında dünyayı gezerek yaşam perspektiflerini yenilediler. 1996 yılında, ilk kızları Jennifer doğdu. Gates ertesi yıl ailesini, Washington gölü kıyısında bulunan 54 milyon dolar değerindeki 55 bin metrekarelik eve taşıdı. Ev aynı zamanda bir iş merkezi vazifesi üstlense de, çift ve üç çocuğu için çok rahat bir ev ortamı oluşturmakta. Oğulları Rory 1999 yılında dünyaya gelirken ikinci kızları Phoebe ise 2002 yılında doğdu.

 

Hayırsever Faaliyetler

Melinda’nın da etkisiyle Gates annesinin üstlendiği role soyunarak hayır işlerine önderlik etmeye başladı. Hayır işlerinde kullanmak üzere servetinden büyükçe bir pay ayırmanın bir yükümlülük olduğunu fark etti. Ödevini mükemmel yapan Gates bu amaçla Amerikan endüstri devriminin devlerinden Andrew Carnegie ve John D. Rockefeller’ın yaptığı hayırsever çalışmaları inceledi.

 

1994 yılında Gates ve eşi William H. Gates Vakfını kurdu. Vakıf eğitim, sağlık ve düşük gelirli toplumlara insani yardım gibi konulara ağırlık veriyor. Ardından 2000 yılında çift, Bill & Melinda Gates Vakfını kurdu. Vakfın kuruluşu için 28 milyar dolar topladılar.

2000 yılında CEO’luk görevinden ayrılarak görevini 1980 yılından beri Microsoft’ta çalışmakta olan üniversiteden arkadaşı Steve Ballmer’a devretti. Ardından kendini yazılım oluşturma şefi olarak atadı. Böylelikle işin tutku yönüne odaklanabilecekti. Yönetim kurulu başkanlığı koltuğunu ise korudu.

Sonraki birkaç yıl süresince Bill & Melinda Gates Vakfı’nda yaptığı çalışmalar, zamanının çoğunu aldı. Bu iş yazılım sevdasının önüne geçmişti. 2006 yılında, vakıfta daha fazla zaman geçirebilmek amacıyla Microsoft’ta tam zamanlı olarak çalışmayı bıraktı. Microsoft’ta tam gün çalıştığı son gün 27 Haziran 2008’di.

Dünya tarihinin en zengin ve başarılı adamı olarak aldığı onca övgüye ilaveten, hayırsever faaliyetleriyle sayısız ödüle layık görüldü. Time dergisi, Gates’i 20. yüzyılın en etkileyici insanlarından biri olarak seçti. Dergi aynı zamanda Gates’i, eşini, rock gurubu U2 ve Bono’yu 2005 yılının en önemli kişileri olarak seçti.

Kraliçe II. Elizabeth ve Bill Gates Ailesi

Gates dünya çapında, çok sayıda üniversiteden fahri doktora ünvanı aldı. Ayrıca 2005 yılında, Kraliçe II. Elizabeth tarafından Britanya İmparatorluğu Komutan Şövalyesi ünvanı verildi. 2006’da Gates ve eşi, sağlık ve eğitim alanlarında dünya çapında yaptıkları hayırsever çalışmalar nedeniyle Meksika Hükümeti tarafından Aztek Kartalı nişanı ile onurlandırıldı.

Şubat 2014’te, teknoloji danışmanı olarak yeni bir göreve atanmak üzere Microsoft’un başkanlığından ayrıldığını açıkladı. Bu değişimin ardından CEO’luğa Steve Ballmer’ın yerine 46 yaşındaki Satya Nadella’nın atandığı duyuruldu.

Gates zamanının ve enerjisinin büyük çoğunluğunu Bill & Melinda Gates Vakfı için çalışarak harcıyor. Vakıf, sağlık ve eğitim konularında hem ülkesine hem de tüm dünya ülkelerine hizmet veriyor. Yurt içinde yaptıkları çalışmalardan biri, öğrencilerin üniversiteye hazırlanmalarına yardımcı olmak. 2015 yılında Charter okullarına, ulusal çekirdek eğitim programı uygulanması yararına bir konuşma yaptı.

Gates bu dönemde, çığır açan bir işveren olduğunu da kanıtladı. Vakıf çalışanlarına, doğum ya da evlat edinimi sonrasında bir yıllık ücretli izin vereceğini açıkladı.

2016 yılında, hayırsever çalışmaları sebebiyle Gates ve eşi Melinda’ya Barack Obama tarafından Başkanlık Özgürlük Madalyası verildi.

Aziz Sancar'ın Hayatı

1946'da Mardin'in Savur ilçesinde, orta gelirli çiftçi ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. HDP'den milletvekili olan akrabası Mithat Sancar'ın ifadesine göre, Aziz Sancar'ın ana dili Arapçadır ve aile içinde Arapça konuşulur.[8] Aziz Sancar ise, anne ve babayla Arapça konuşulduğunu ama kardeşler arası Türkçe konuşulduğunu belirtmektedir.[9][10] Sancar, verdiği her röportajda Arap olarak gösterilmekten rahatsız olduğunu ve Türk olduğunu vurgular.[6][7] Ağabeyi Tahir Sancar'ın ifadesine göre, ailesi Oğuz Türkleri'nin Hasi kolundan olup Horasan'dan Mardin'e göç etmiştir.[11] Aziz Sancar, ilk ve orta eğitimini Mardin'de tamamladı. Lise yıllarında futbolla ilgilendi, ancak son sınıfta futbolcu olmaktan vazgeçerek yüksek öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gitti.[5]

1963 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'den 1969 yılında birincilikle mezun oldu.[5] İki yıl Savur'da bir sağlık ocağında hekimlik yaptıktan sonra bir NATO-TÜBİTAK bursu ile önce Johns Hopkins Üniversitesi, ardından Dallas Teksas Üniversitesi'ne gitti.[12] Dallas'ta üniversitenin moleküler biyoloji programına ve Caude Rupert’ın laboratuvarına katıldı. Bu laboratuvarda Sancar, danışmanı Claud Rupert ile fotoliyaz olarak adlandırılan bir geni klonlamış ve genetik mühendisliği ile bakterilerde çok yüksek oranlarda çoğaltmıştır.[12] Bu genin kodladığı enzim, ultraviyole ışıkları ile zarar görmüş DNA'nın onarımını yapmaktaydı. Bu buluş Dr. Sancar’ın önce yüksek lisans, ardından doktora derecesi (1977) almasını sağladı.[12]

Sancar, 1977-1982 yılları arasında Yale Üniversitesi'nin tıp fakültesinde çalıştı. Bu dönemde fotoliyaz enzimi çalışmalarına ara verip nükleotid kesim onarımı araştırmaları başladı.[12] DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamladı. 1997 yılından itibaren araştırmalarını biyokimya ve biyofizik alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Amerika Birleşik Devletleri North Carolina-Chapel Hill'de North Carolina Üniversitesi biyokimya ve biyofizik bölümünde sürdürmektedir.

DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi[13] ve biyolojik saat üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, 415 bilimsel makale ve 33 kitap yayınladı. Sancar, kanser tedavisinde sirkadiyen saat kullanımıyla ödüller aldı.[14][15]. 2001 yılında Amerikan Kimya Cemiyeti tarafından verilen Kuzey Carolina Seçkin Kimyager Ödülü'nü almaya hak kazanan Sancar, 2005 yılında bilim dünyasının en prestijli üyelikleri arasında yer alan[16] ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilerek bu akademiye seçilen ilk Amerikalı Türk oldu. Bu ödülü aldıktan sonra, ABD'de okuyan Türk öğrencilerine yardım etmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek amacıyla eşiyle birlikte Aziz&Gwen Sancar Vakfı'nı kurarak[5] ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde "Carolina Türk Evi" isimli bir öğrenci misafirhanesi açtı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi’ne aslî üye olarak seçildi.

Sancar, DNA'nın onarılması ile ilgili yaptığı çalışmalardan dolayı Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte[17] 2015 Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Bu üç araştırmacı, 30 yıldan uzun süre birbirlerinden bağımsız olarak ve büyük oranda bakteri hücrelerinde çalışmaktadır.[12] Sancar nükleotid kesim onarımı alanında buluşlar yapmış, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ise diğer DNA onarımı mekanizmaları olan bazı kesim onarımı ve yanlış eşleşme onarımını keşfetmişlerdir. Aydınlattıkları temel mekanizmalar daha sonra insanlar dahil olmak üzere kompleks organizmalarda da gösterilmiştir. Örneğin, nükleotid kesim onarımı bozuklukları ile deri kanserleri arasında doğrudan nedensel ilişki bulunmuştur. Sancar’a, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilen Nobel Kimya Ödülü Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törende verildi.[18] Ödül, İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf tarafından takdim edildi. Sancar “Beni ödüle götüren, Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yaptığı eğitim devrimidir. Dolayısıyla bu ödülün sahibi, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden Anıtkabir Müzesi'dir.” diyerek Nobel Ödülü ile madalya ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir.[19] Ödül, Anıtkabir'deki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde kendisine ayrılan özel alanda sergilenmektedir.[20]

Sancar, yaptığı bir açıklamada 5 TL üzerindeki DNA sarmalının hatalı olduğunu bunu Merkez bankasına ilettiğini ancak uyarılarına rağmen bunun düzeltilmediğini söyledi.[21]

Ayrıca Aziz Sancar'ın ismi Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İstanbul'da 2018 yılında proje okulu olarak açılan Aziz Sancar Anadolu Lisesi'ne verilmiştir.[22]

2019 yılında Aziz Sancar, Ahmet Davutoğlu'nun ricası üzerine katıldığı ve 4 senedir yürüttüğü İstanbul Şehir Üniversitesi 'nin Mütevelli Heyeti üyeliğinden istifa ettiğini duyurdu.[23]

KAYNAK:https://tr.wikipedia.org/wiki/Aziz_Sancar

indir.jpg
images.jpg
indir (1).jpg
images (1).jpg
logo.png
logo.png
images.jpeg
images (1).jpeg
indir (1).jpeg
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png
logo.png

Albert Einstain Hayatı

Albert Einstein

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Gezinti kısmına atlaArama kısmına atla

Albert Einstein 

 

1921'de Einstein

Doğum14 Mart 1879
UlmAlman İmparatorluğu

Ölüm18 Nisan 1955 (76 yaşında)
PrincetonNew JerseyBirleşik Devletler

MilliyetYahudi[1]

Vatandaşlık

EğitimETH Zürih
Zürih Üniversitesi

Evlilikler

Mileva Marić (e. 1903–1919)

 

Elsa Einstein (e. 1919–1936)

Çocuk(lar)

Ödüller 1921 Nobel Fizik Ödülü
Copley Madalyası
Max Planck Madalyası

Kariyeri

Dalı

  • Fizik

  • felsefe

  • matematik

Çalıştığı kurumlar

  • İsviçre Patent Ofisi (Bern)

  • Zürih Üniversitesi

  • Karlova Üniversitesi (Prag)

  • Prusya Bilim Akademisi (Berlin)

  • Kaiser Wilhelm Enstitüsü (Berlin)

  • Leiden Üniversitesi

  • Princeton Üniversitesi

Doktora
danışmanı
Alfred Kleiner

EtkiledikleriErnst G. Straus, Nathan Rosen, Leo Szilard

İmza

 

Albert Einstein (Almanca telaffuz: [ˈalbɛɐ̯t ˈaɪnʃtaɪn]; 14 Mart 1879 - 18 Nisan 1955), Almanya doğumlu Aşkenazi Yahudisi teorik fizikçidir. Yaptığı devrim niteliğindeki fizik ve matematik çalışmaları sayesinde, 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.

İçindekiler

Biyografi[değiştir | kaynağı değiştir]

Alman İmparatorluğu'nun Ulm kentinde, Aşkenazi Yahudi bir ailede dünyaya gelen Einstein, yaşamının ilk yıllarını Münih'te geçirdi. Lise eğitimini ve yüksek eğitimini İsviçre'de tamamladı; fakat bir üniversitede iş bulmada yaşadığı zorluklar nedeniyle bir patent ofisinde müfettiş olarak çalışmaya başladı. 1905 yılı Einstein için bir mucize yıl oldu ve o dönemde kuramları hemen benimsenmemiş olsa da ileride fizikte devrim yaratacak olan dört makale yayımladı. 1914 yılında Max Planck'ın kişisel ricası ile Almanya'ya geri döndü. 1921 yılında fotoelektrik etki üzerine çalışmaları nedeniyle Nobel Fizik Ödülü'ne layık görüldü. Nazi Partisi'nin iktidara yükselişi nedeniyle 1933'te Almanya'yı terk etti ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşti. Ömrünün geri kalanını geçirdiği New Jersey eyaletinin Princeton ilçesinde ölmüştür.

Albert Einstein, özel görelilik ve genel görelilik kuramları ile iki yüzyıldır Newton mekaniğinin hakim olduğu uzay anlayışında bir devrim yaratmıştır. Sadece matematik hesaplamalar ve denklemler ile oluşturduğu kuramları sonradan deneysel olarak defalarca doğrulanmıştır. E = mc2 denklemi ile formüle ettiği kütle-enerji eşdeğerliği yıldızların nasıl enerji oluşturduğuna açıklama getirmiş ve nükleer teknolojinin önünü açmıştır. Fotoelektrik etki ve Brown hareketine getirdiği matematiksel açıklamalar, modern fiziğe diğer katkıları arasındadır. Ömrünün büyük bir kısmını bütün kuramları birleştiren bir birleşik alan kuramı yaratmaya çalışarak geçirmiş ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştır. Einstein kuantum mekaniğinin bazı sonuçlarına, özellikle belirsizlik ilkesine oldukça şüpheci yaklaşmış fakat bu yaklaşımlar ileride geniş kabul görmüştür.

Einstein, Nazilerin nükleer bomba geliştirmesi endişesiyle ABD başkanı Franklin D. Roosevelt'e bir mektup göndermiş, ABD'nin nükleer çalışmalara başlamasını tavsiye etmiştir. Holokost sonrası Yahudilerin kendi ülkelerine sahip olması gerektiği fikrini savunmuş, İsrail'in kuruluşuna destek vermiştir. Çeşitli söyleşilerinde Yahudilik dinine ve diğer kutsal kitaplara inanmadığını belirtmiş, sosyalizme sempati duyan bir makale yayımlamıştır. Bertrand Russell ile birlikte nükleer silahlara karşı bir manifesto da yayımlamıştır.

1999'un sonlarında 100 ileri gelen fizikçiyle gerçekleştirilen milenyum oylamasında Einstein, tüm zamanların en iyi fizikçileri arasında 1. sırayı almıştır.[2][3]

Einstein, hayatı boyunca 300’den fazla bilimsel makale yayımlamıştır, ayrıca 150’den fazla bilim dışı çalışmaları da olmuştur. Başarıları ve eserleri nedeniyle Einstein sözcüğü, “dahi” ile eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Çocukluğu ve eğitimi[değiştir | kaynağı değiştir]

 

Einstein üç yaşında, 1882

Albert Einstein 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kasabasında dünyaya geldi.[4] 1880 yazında ailesi Münih’e taşındı.[4] Münih’te babası Hermann Einstein ve amcası Jakob bir elektrik şirketi kurdular. Annesi Pauline Einstein yetenekli bir piyanistti.[5] Albert iki buçuk yaşındayken kız kardeşi Maja dünyaya geldi. Okula başlamadan önce konuşma zorlukları yaşıyordu, annesi ve babası kaygılanarak onu doktora götürmüşlerdi.[6]

Dört beş yaşlarında hasta bir şekilde yataktayken babası neşelendirmek için ona manyetik bir pusula vermişti. Pusula ibresinin hareketini o yaşta oldukça gizemli bulmuştu ve kendisinde büyük bir merak uyandırmıştı.[7]

Hermann ve Pauline Einstein Yahudi kökenli bir çiftti fakat dindar değillerdi.[5] Dini vecibelerden daha çok çocuklarının eğitimini düşünüyorlardı. Einstein beş yaşına geldiğinde onu evlerinin yakınlarında daha iyi eğitim verdiğini düşündükleri bir Katolik Hristiyan ilkokuluna yazdırdılar.[8] Einstein okula başladıktan sonra okuldaki sıkı disiplinden ve ezberci anlayıştan rahatsız olmaya başlamıştı.[9] Ama okul ile hoşnutsuzluğuna rağmen yüksek notlar alıyordu. Birinci sınıfı atlamıştı ve çoğu dönemde sınıfında birinci olmuştu.

Einstein’ın annesi Pauline çocuklarının erken yaşta müzik ile tanışmalarını istiyordu. Pauline Albert’ı keman derslerine, kız kardeşi Maja’yı ise piyano derslerine göndermişti. Albert keman derslerine altı yaşında başladı ve on dört yaşına kadar devam etti.[10] Mozart’ın sonatlarını çok beğendi ve onları çalabilmek için tekniğini geliştirmek istedi. Sonunda iyi bir amatör kemancı olmuştu ve Mozart, Beethoven sonatları çalmaktan hoşlanıyordu.[11]

Einstein dokuz buçuk yaşındayken Katolik ilkokulundan ayrıldı ve Luitpold Gymnasium’da eğitim görmeye başladı. [12] Gymnasium Antik Yunanca ve Latince’ye büyük önem veriyordu.[13] Müfredatta ayrıca modern diller, coğrafyaedebiyat ve matematik de bulunuyordu. Einstein Latince ve matematikteki keskin mantığı seviyor ve bu derslerde en yüksek notları alıyordu. Gymnasium ilkokuldan çok daha sıkı bir disipline sahipti.[6] Einstein burada otoriter öğretmenler ile sürekli çatışıyordu ve öğretmenleri Einstein’ın bağımsız, isyankar kişiliğinden hiç hoşlanmıyordu.[6]

 

Einstein on üç yaşında, 1893

Einstein’ın ailesi, eski bir Yahudi geleneği olarak yoksul bir öğrenciyi evlerinde yemeğe davet ediyordu.[14] Max Talmud isminde yoksul bir Yahudi üniversite öğrencisi her hafta bir akşam yemeğine katılıyordu.[6] Talmud’un ziyaretleri Einstein on yaşındayken başlamıştı ve beş yıl boyunca sürmüştü. Einstein kendisinden büyük bir üniversite öğrencisi ile konuşmaktan hoşlanıyordu ve Talmud kısa sürede Einstein’ın sıradan bir çocuk olmadığını fark etmişti. Birlikte bilim, matematik ve felsefe konuşuyorlardı.[6] Einstein on üç yaşındayken, Talmud Immanuel Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi” kitabını getirdi. Einstein o yaşta kitabı anlamakta hiç zorlanmamış ve okulunda sürekli Kant hakkında konuşmaya başlamıştı.[6]

Talmud, Einstein’a sürekli çeşitli popüler bilim kitapları getiriyordu ve Einstein hepsini büyük bir heves ile inceliyordu.[6] Bir keresinde Talmud, Öklid’in Elemanlar kitabını getirdi.[6] Einstein kitaptaki problemler üzerinde çalışmaya başladı. Yaz bitmeden önce Einstein sadece bütün problemleri çözmek ile kalmamış, ayrıca teoremlere alternatif ispatlar da bulmuştu.

Einstein on bir yaşındayken Yahudi geleneği olarak evde din dersleri almaya başlamıştı.[10] Einstein bu dönemde büyük bir dini şevk duymaya başladı ve bütün dini vecibeleri yerine getirerek dindar olmayan ailesine örnek olmak istiyordu. Şabat günü dinleniyordu, sadece Yahudiler için helal olan gıdaları yiyordu, kendi başına dini şarkılar yazmıştı.[14] Ama Einstein’ın dini şevki uzun sürmedi. Bir yıl içerisinde okuduğu bilim kitaplarının kutsal kitaplar ile çeliştiğini gördü. Sonrasında her çeşit otoriteden kuşku duymaya başladı ve şüpheci bir tavır geliştirdi.[14]

1891 yazında mühendis amcası Jakob kendisine bir cebir kitabı getirmişti. Einstein o yaz cebir kitabını çalışmaya karar verdi ve amcasından çözmek için problemler istedi. Einstein en zor ve karmaşık problemleri bile çözebiliyordu. O yaz, Einstein Pisagor teoreminin tekrar bir ispatını yaptı. Cebir ve geometriden sonra Einstein kalkülüse yöneldi. On altı yaşına geldiğinde kendi başına diferansiyel ve integral hesaplamaları ile analitik geometriyi öğrenmişti.[6]

1894’te Einstein’ın babası ve amcasının şirketi 14 yılın ardından iflas etti. İki aile birlikte İtalya’ya gitmek ve şanslarını orada denemek istediler.[4] Ailesi Albert’ın Münih’te kalıp okulunu Gymnasium’da bitirmesine karar verdi. Bu sırada Einstein on beş yaşındaydı ve liseyi bitirmesine daha üç yıl vardı. Münih’te tek başına altı ay geçirdikten sonra Einstein bunalıma girdi ve gerginleşmeye başladı. Aile doktorunu ikna ederek sinir sorunları nedeniyle kendisinin ailesinin yanında bulunması gerektiğini belirten bir rapor aldı. Einstein ailesine haber vermeden Gymnasium’dan ayrıldı ve İtalya’daki ailesinin yanına geldi.[15]

İsviçre'deki eğitimi[değiştir | kaynağı değiştir]

Einstein, İtalya'ya geldiğinde teknik olarak bir lise terk olsa da, eğitimini yarıda bırakma niyeti yoktu. Ailesine Zürih, İsviçre’deki Federal Politeknik Okulu’na girmek için tek başına ders çalışacağına söz verdi. Politeknik kabul için bir lise diploması istemiyordu. Einstein’ın tek yapması gereken kabul sınavlarını geçmekti. Einstein için İtalya’da yaşam oldukça rahattı. Ders çalışmayı İtalya’yı gezmek ile birleştirdi, pek çok müze ve sanat galerisi gezdi.

Einstein, Almanya’nın militarizminden ve sıkı disiplininden hiç hoşlanmıyordu, zorunlu askerlik yapmak da istemiyordu. Babasına Almanya vatandaşlığından çıkmak istediğini ve İsviçre vatandaşı olmak istediğini söyledi. Babası biraz tereddüt ile onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı. 28 Ocak 1896’da Einstein kendisini Almanya vatandaşlığından çıkaran resmi kâğıtları aldı ama 1901 yılına kadar İsviçre vatandaşlığını almadı. Beş yıl boyunca Einstein vatansızdı.[16]

Einstein, 1895 Ekiminde Zürih’e gitti ve Politeknik’te kabul sınavına girdi. Sınava girmek için on sekiz yaş üstü olmak gerekiyordu ve on altı yaşında girebilmesi için özel bir izin almıştı.[17] Einstein babasının tavsiyesine uyarak mühendislik bölümüne başvurdu. Kabul sınavında matematik ve fizikte çok üstün dereceler aldı ama diğer bölümlerde başarısız olmuştu.[17] Politeknik’in yöneticisi Einstein’ın potansiyelini görmüştü ve onun bir İsviçre lisesinde diploma alıp tekrar başvurmasını tavsiye etti. Einstein’ın ailesi Politeknik’in önerisini kabul ederek Einstein’ı İsviçre’nin Aarau bölgesinde bir liseye gönderdiler.[4] Bu yıllar belki de Einstein’ın gençliğinin en güzel yıllarıydı. Zürih’ten 30 km uzaklıktaki bir köyde bulunan lise Einstein için idealdi. Saygı duyulan, açık fikirli bir öğretmen olan Jost Winteler tarafından yönetiliyordu.[6] Okulda rahat bir ortam vardı ve öğrencilerin bağımsız düşünmesi teşvik ediliyordu. Bu yaklaşım Einstein’ın kişiliğine uyuyordu. 1896’da Aarau okulunda yüksek notlar ile final sınavlarını geçti.[6]

Einstein mezun oldu ve gerekli yaştan altı ay küçük olmasına rağmen Politeknik’e kabul edildi.[4] Einstein ile birlikte yaklaşık bin yeni öğrenci o sene Politeknik’te eğitime başlamıştı. Çoğu öğrenci mühendislik okullarına katılmıştı ama Einstein fiziği tercih etti. Fizik departmanı büyük ve modern bir binadaydı ve çok iyi ekipmana sahipti. Fakülte dünya standartlarındaydı. Adolf Hurwitz ve Hermann Minkowski gibi ünlü matematikçiler, Einstein’ın profesörleri arasındaydı.[18] Einstein’ın o dönemdeki yaşamı tipik bir Avrupalı üniversite öğrencisi hayatıydı. Kafeler ve barlarda uzun saatler harcıyordu. Kahve içerek arkadaşları ile bilim ve felsefe tartışıyordu. Hangi derslere odaklanması gerektiği konusunda seçiciydi. Eğer konuyu ya da profesörü beğenmiyorsa o derslere girmiyordu.[17] Politeknik’te öğrenciler dört sene boyunca sadece iki dönem sonunda sınavlara giriyordu. Bunlar dışında not kaygısı ya da yoklama kaygıları yoktu. Einstein aldığı dersler ile hiçbir alakası olmayan, sadece ilgi duyduğu kitapları çalışıyordu. Politeknik’te profesörlerin her biri araştırmacıydı ve ders kitapları yerine kendi araştırmalarını izliyorlardı. Ders notu hiç tutmayan Einstein, hayat boyu arkadaşı kalacak olan Marcel Grossman’in titizlik ile tuttuğu ders notları sayesinde sınavları başarılı bir şekilde geçebilmişti.[19]

Einstein Politeknik’te ileride eşi olacak olan Sırp kökenli Mileva Marić ile tanıştı. 1896’da bir dönem eczacılık okuduktan sonra fizik bölümüne geçmişti. Einstein’ın ilk senesinde sınıf arkadaşıydılar ve bu dönemde ikisi arasında romantik bir ilişki başlamıştı. Üniversitedeki son senelerinde evlenmeye karar verdiler. Einstein ve Mileva çoğu zaman birlikte fizik çalışıyorlardı, kitaplar inceliyor ve tartışıyorlardı.[20] Mileva Maric'in Einstein'ın ilerideki makalelerine katkıları olduğu iddia edilmiş olsa da bu iddialara yönelik kanıt bulunamamıştır.[21]

Çiftin üçüncü senesinde Einstein, Profesör Heinrich Weber’in elektroteknik laboratuvarı dersini aldı. Derste sadece zorunlu deneyleri değil, kendi tasarladığı deneyleri de yapıyordu. Sadece laboratuvarda kendi çalışmalarını yapmak için başka bazı derslere girmediği oluyordu. Einstein Weber’in fiziğe giriş derslerini beğeniyordu ama daha ileri fizik konularındaki derslerini yetersiz bulmuştu. Weber Maxwell’in elektromanyetik kuramı hakkında hiç konuşmuyordu.[6] Einstein bu dönemde saygısız ve ukala olmaya başlamıştı. Einstein bu tavrının cezasını mezuniyet sonrası çekecekti. Weber Einstein’ın üniversitede akademik bir pozisyona yerleşmesine engel olmuştu. Weber’in elektrik ve manyetizma derslerinden hayal kırıklığına uğrayan Einstein, bu konuları kendi başına çalışmaya karar verdi. Elektromanyetizm konusunda pek çok kitap edindi ve bunları kendi başına çalıştı. Bu dönemde Einstein ayrıca o dönemde oldukça yaygın olan esir fikri hakkında şüpheci bir şekilde düşünüyordu.

1900 yılında Einstein üniversiteden fizik diploması ile mezun oldu. Üniversitede bir asistanlık pozisyonu bulmak istiyordu, böylece doktorası için araştırma yapabilecekti. Fakat üniversite yıllarında pek çok profesörünü isyankar tavırları ile kızdırmıştı.[19] Profesörleri ayrıca Einstein’ın derslere girmemiş olmasından, kendi istediği konuları çalışmasından hoşlanmamıştı. Profesörler tavsiye mektuplarını yazdıktan sonra Einstein Politeknik’te bir pozisyon bulamadı. Başka üniversitelerde, kendi araştırma makalelerini göndererek pozisyonlar aradı ama hiç olumlu cevap alamadı.

Bern Patent ofisi[değiştir | kaynağı değiştir]

 

Soldan sağa: Conrad Habicht, Maurice Solovine ve Einstein birlikte Olympia Academy grubunu kurdular

Mezun olduktan sonra Einstein iki yılını sıkıntılı bir şekilde bir öğretmen işi bulmak için harcadı. Eski bir sınıf arkadaşının babası kendisine Bern’de bir patent ofisinde, asistan müfettiş olarak iş buldu.[22] Elektromanyetik cihazlar için patent başvurularını inceledi.

Patent ofisinde işinin büyük kısmı elektrik sinyallerinin aktarımı ve elektriksel-mekanik zaman eşgüdümü ile ilgili sorular hakkındaydı. İki teknik soru hakkında yaptığı düşünce deneyleri, Einstein’ın ışığın doğası ile zaman, uzay ve zamanın ilişkisi hakkında radikal sonuçlara varmasını sağlamıştır.

Bern’de tanıştığı birkaç arkadaşı ile ismini mizahi bir şekilde “The Olympia Academy” koydukları küçük bir tartışma grubu oluşturmuş, bilim ve felsefe hakkında tartışmak için düzenli olarak buluşuyorlardı.[23] Okudukları arasında Henri PoincareErnst Mach ve David Hume vardı, bu isimler kendisinin bilimsel ve filozofik bakış açısını oldukça etkilemişlerdir.[23]

1909'da patent ofisindeki işinden ayrılmış ve Zürih Üniversitesi'nde kuramsal fizik profesörü olmuştur.

 

Einstein ve eşi Mileva Maric, 1900

Mileva Maric ile evliliği[değiştir | kaynağı değiştir]

Politeknik'ten sınıf arkadaşı Mileva, hamile olduğu için eğitimini yarım bırakmak zorunda kalmış ve 1902’de Novi Sad'a ailesinin yanına giderek bir kız çocuğu dünyaya getirmişti. Lieserl adı verilen kızlarının akıbeti meçhuldür; hastalanarak ölmüş veya evlatlık verilmiş olabilir.[24] Albert Einstein Bern Patent ofisinde çalışmaya başladığı sırada Mileva yanına geldi ve çift evlendi (1903). Bu evlilikten Hans Albert (d. 1905) ve Eduard (d.1909) adlarında iki oğlu dünyaya geldi. Einstein'in 1912’de teyzesinin kızı Elsa Loewenthal ile yaşamaya başladığı ilişki üzerine Mileva ile evliliği bozuldu; 1914’te ayrı yaşamaya başlayan eşinden 1919’da boşandı.

Annus Mirabillis[değiştir | kaynağı değiştir]

1905, Einstein'ın hayatının en verimli yılı olmuştur ve bu yıla "annus mirabillis" (Latince mucizevi yıl) denmektedir. Bir yıl içerisinde Annalen der Physik dergisinde yayımladığı dört makale, modern fizik anlayışında devrim yaratmıştır. Bu makaleler:

 

Einstein Solvay Konferansında, 1911

Yayın TarihiAlmancaTürkçeKonuÖnemi

9 HaziranÜber Einen die Erzeugung und Verwandlung des Lichtes betreffenden heuristischen GesichtspunktIşığın Oluşumu ve Dönüşümü Üzerine Bir GörüşFotoelektrik etkiPlanck'ın "Kara Cisim Işıması" çıkmazına çözüm olarak önerdiği, radyasyonun kuantalardan oluştuğu tezinin ışık için de geçerli olduğunu önerdi ve böylece kuantum kuramının temellerinin atılmasına önemli bir katkı sağladı.

17 TemmuzÜber die von der molekularkinetichen Theorie der Wärme geoforderte Bewegung von ruhenden Flüssigkeiten suspendierten TeilchenDurağan Bir Sıvı İçindeki Asıltı Parçacıklarının Moleküler Kinetik Kuramı Çerçevesindeki Hareketleri ÜzerineBrown hareketiAtomların varlığına bir kanıt sundu ve istatistik fizik alanına destek sağladı.

26 EylülZur Elektrodynamik bewegter KörperHareketli Cisimlerin ElektrodinamiğiÖzel görelilikMaxwell'in elektromanyetik denklemleri ile mekanik yasalarını bağdaştırdı, ışık hızının her referansa göre sabit olduğunu önerdi, esirin varlığını reddetti.

21 KasımIst die Trägheit eines Körpers von seinem Energieinhalt abhängig?Bir Cismin Eylemsizliği Enerji İçeriğine Bağlı mıdır?Kütle-enerji eşitliğiKütle enerji eşitliğini ünlü formülü ile gösterdi, ışığın gravitasyon ile bükülebileceğini açıkladı.

Akademik kariyeri[değiştir | kaynağı değiştir]

1908’de artık oldukça tanınmış, büyük bir bilim adamı olarak tanınıyordu ve Bern Üniversitesinde öğretmen olarak atanmıştı. Sonraki sene patent ofisindeki işinden ve öğretmenlikten ayrıldı ve Zürih Üniversitesinde fizik doçentliğine başladı. 1911 yılında Prag’da Karl-Ferdinand Üniversitesinde profesörlük unvanı aldı. 1914 yılında Almanya’ya döndü, Kaiser Willhelm Fizik Enstitüsü'nde yönetici, Berlin Humboldt Üniversitesinde profesör oldu. Bu işlerindeki sözleşmelerinde öğretmenlik görevlerini oldukça azaltan maddeler vardı.

Prusya Bilim Akademisinin bir üyesi olmuştur. 1916 yılında Einstein Deutsche Physikalische Gesellschaft (Alman Fizik Derneği)'ın başkanı olmuştur. (1916-1918)

1911 yılında, yeni genel görelilik kuramına göre, başka bir yıldızın ışığının güneş tarafından kırılacağını hesaplamıştır. Bu tahmini sonradan Arthur Eddington’un 1919’daki güneş tutulması gözleminde doğrulanmıştır. Bu olayın uluslararası basında haberleşmesi, Einstein’ı dünyaca ünlü yapmıştır.

1921 yılında Einstein Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. O dönemde görelilik hala tartışmalı görüldüğü için, ödül fotoelektrik etkisini açıklaması nedeniyle verilmiştir. 1925 yılında da Royal Society tarafından Copley Medal almıştır.

 

İkinci eşi Elsa Einstein ile

Elsa Einstein ile evliliği[değiştir | kaynağı değiştir]

Mileva Maric ile evliliği sırasında kuzeni Elsa ile bir aşk ilişkisi yaşayan Einstein, 1919'da Mileva'dan boşandıktan birkaç ay sonra onunla evlendi. Çiftin çocukları olmadı ama Einstein Elsa'nın önceki evliliğinden olma Ilse ve Margot adlı iki kızını kendi kızları olarak benimsedi. Aile, ABD'ye göçene kadar Berlin'de yaşadı; yazları ise Potsdam yakınındaki yazlıklarında geçirdi.[25]

Amerikan vatandaşlığı ve Princeton, New Jersey[değiştir | kaynağı değiştir]

Einstein, Nisan 1933’te Amerikan üniversitelerini ziyaret ederken, Alman hükümetinin Yahudileri üniversitelerde öğretmenlik dahil bütün resmi konumlardan men ettiğini öğrendi. Bir ay sonra Naziler kitap yakma kampanyalarına başladı ve Einstein’ın eserleri de yakılanlar arasındaydı. Einstein bu gezisinde Almanya'ya bir daha geri dönmeyeceğini söyledi.

Mart 1933’te Avrupa’ya döndüğünde birkaç ay Belçika’da kaldı, sonrasında geçici olarak İngiltere’ye geçti. Aynı yıl ABD’ye göç etmeye karar verdi. Princeton, New Jersey’de, Institute for Advanced Study’de görev aldı ve 1955’te ölümüne kadar burada kaldı. Burada kendisi bir birleşik alan kuramı geliştirmeye ve kuantum fiziğinin kabul edilmiş yorumlarını çürütmeye çalıştı. Bu iki girişimi de başarısız oldu.

Manhattan Projesi[değiştir | kaynağı değiştir]

 

Einstein Amerikan vatandaşlığını kabul ederken, 1940

1939 yılında, fizikçi Leo Szilard dahil bir grup Macar bilim adamı Nazilerin atom bombası araştırmaları konusunda Washington’u uyardı. Grubun uyarısı ciddiye alınmadı. 1939 yazında, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı başlamadan birkaç ay önce, Einstein prestijini kullanarak Leo Szilard ile birlikte, Başkan Roosevelt’e, Nazi Almanya’sının atom bombası tehlikesine karşı uyarı mektubu gönderdi. Aynı mektupta Amerikan hükümetinin uranyum araştırmaları ve zincir reaksiyonları ile ilgili araştırma yapması tavsiye ediliyordu. Einstein ve diğer mülteci arkadaşları “Alman bilim adamlarının atom bombası yarışını kazanabileceği ve Hitler'in bu silahı kullanmak için oldukça istekli olacağı” konusunda uyarıyordu.

Mektubun ABD hükümetinin savaş öncesi nükleer silahlar hakkında yoğun araştırma yapmasının önemli bir tetikleyicisi olduğu düşünülmektedir. Başkan Roosevelt, Hitler'in önce atom bombasına sahip olması riskini üstlenemezdi. Einstein’ın mektubu ve buluşmaları sonucu ABD bombayı geliştirme yarışına girdi. Savaş sırasında ABD bombayı geliştirebilen tek ülke oldu.

1954 yılında, ölümünden bir yıl önce, bu konuda arkadaşı Linus Pauling’e şunları söylemiştir. “Hayatımda tek bir büyük hata yaptım. Başkan Roosevelt’e atom bombası tavsiyesini yapmak. Ama yine de bir nedeni vardı. Almanların daha önce yapması tehlikesi”.

Ölümü ve beyninin çalınması[değiştir | kaynağı değiştir]

18 Nisan 1955’te, Albert Einstein iç kanama geçirdi. İsrail’in kuruluşunun yedinci yıl dönümü nedeniyle bir televizyon konuşmasının taslağını hazırlıyordu ama bitiremeden hayatını kaybetti. Einstein ameliyatı şu sözlerle reddetti, “İstediğim zaman gitmek istiyorum. Hayatı yapay bir şekilde uzatmak tatsız. Ben payımı kullandım, şimdi gitme zamanı ve bunu zarif bir şekilde yapmak istiyorum”. 76 yaşında, Princeton Hastanesi’nde gece saat 01.55'te yaşamını yitirdi.

Otopsisi sırasında Princeton Hastanesi patolojisti Thomas Stoltz Harvey o gece nöbetteydi ve Einstein'ın ölüm nedenini belirlemesi gerekiyordu. Beyni kafatasından çıkardıktan sonra kendi kendine "Bu dünyamız hakkında her şeyi değiştiren beyindir" demiştir. Einstein öldükten sonra vücudunun putlaştırılarak tapılmasını istemiyordu. Fikirlerine ve bilime olan katkısına odaklanması gerektiğine inanıyordu. Bunun için ailesi tarafından öldükten sonra yakılması fikri ortaya atıldı. Harvey bedeni yakılması için hazırladı. Beyni ise kendi sefer tasına koydu ve evine götürdü. Böylece Einstein'ın beyni çalınmış oldu.

Beyni çalınan Einstein'ın ailesi şoktaydı. Hükûmet yetkileri ve Harvey'in meslektaşları ise çileden çıkmıştı. Herkes beynin iade edilmesini istiyordu ancak Harvey bunu kabul etmedi. Bu nedenle de işinden oldu. Ancak Harvey beyni bilimsel araştırmalarda kullanılacağına yemin edince, ailesi bu isteğinden vazgeçti. Daha sonra Einstein’ın kalıntıları ailesi tarafından yaktırıldı ve külleri bilinmeyen bir yere serpildi. Beyni ise Harvey tarafından 1985 yılına kadar hayatının anlamı oldu ve bu yılda beynin bir kısmını o yıllarda beyinle uğraşan bir uzmana gönderdi. Gönderdiği uzman tarafından bulunanlar ise basında bir sansasyona neden oldu. Çalışmalar Einstein'ın beyninde bulunan ve beyin nöronlarını besleyen glial hücrelere odaklanmıştı. Einstein'ın beyninde normal bir insana nazaran daha fazla glial hücre bulunuyordu. Fakat bu konuda bilim adamları farklı fikirler ortaya attılar.

Einstein'ın beyni 53 yıl sonunda çalındığı Princeton Hastanesi’ne geri döndü. Harvey bundan 3 yıl sonra hayatını yitirdi.

Bilimsel çalışmaları[değiştir | kaynağı değiştir]

Özel görelilik kuramı[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Özel görelilik kuramı

19. yüzyılın sonlarında Michelson-Morley deneyi, ses ve başka dalga olaylarının tersine, ışık hızının referans sistemine göreceli olmadığını göstermişti.[22] O dönemde sesin hava aracılığıyla yayıldığı gibi ışığın da esir denen gizemli bir ortamda yayıldığı düşünülüyordu.[22]

Einstein, ışık hızının sabit olduğunu ve ışığın yayılması için esir ortamının gerek olmadığını ve mekan zaman ve hareketin izafi olaylar olduğunu düşündü.[26] Çalışmalarının sonucuna varırken iki ilkeyi varsaydı: görelilik ilkesi sabit hızla hareket eden bütün gözlemciler için geçerlidir ve ışığın hızı bütün gözlemciler için c'dir.[27] Einstein'ın kuramı ile sabit hızla hareket eden iki gözlemcinin matematik hesap ile aynı olayın gözlemcilere göre yer ve zamanı belirlenebiliyor.[27] Bu kuram, Newton'un her yerde aynı işleyen, herkes için aynı "mutlak zaman" fikrini yıkıyordu.[27] E=mc² düşüncesinin kökeni bu kuramdır.

Genel görelilik kuramı[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Genel görelilik kuramı

Özel görelilik kuramı düzgün, doğrusal ve ivmesiz hareket eden sistemlerle sınırlıydı.[28] Genel görelilik kuramı ise birbirine göre ivmeli hareket eden sistemleri de kapsıyordu. Birinci kuram, kapsamı daha geniş olan ikinci kuramın özel bir hali sayılabilir.[28]

Genel görelilik, gravitasyon kavramına yeni bir bakış açısı getirdi.[28] Klasik mekanikte gravitasyon, kütlesel nesneler arasında çekim gücü olarak algılanıyordu.[28] Örneğin dünyayı yörüngede tutan, kütlesi daha büyük Güneş'in çekim gücüydü.[28] Genel görelilik kuramına göre ise gezegenleri yörüngelerinde tutan, yörüngenin yer aldığı uzay kesiminin Güneş'in kütlesel etkisinde kavisli bir yapı oluşturmasıdır.[28] Genel kuram ayrıca gravitasyon ile eylemsizlik ilkesini "gravitasyon alanı" adı altında birleştirdi.[28]

Kütle-enerji eşitliği[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Kütle-enerji eşitliği

 

Walk of Ideas, Almanya

Albert Einstein, enerjinin ışık hızının karesiyle maddenin kütlesinin çarpımına eşit olduğunu bularak kendisine kadar süregelen bir yargıyı yıkarak bilim dünyasında yeni bir çığır açmıştır. Ondan öncesinde kütle ile enerji arasında bir bağlantı kurulmamıştır ve ayrı olgular oldukları varsayılmıştır. 19. yüzyılda kimyagerlerin hassas aygıtları olmadığı için kimsenin dönüşüm sonrası kütle kaybından haberleri yoktu. Basit tepkimeler sonrası oluşan kütle kaybı fark edilememişti. Einstein ise bütün bilinenleri yıkarak çağdaş bilimin temel taşlarını atmıştır. Ona göre her şey enerjidir, yani maddeler de çok yoğun enerjilerdir. Kimyasal reaksiyonlar sonrası küçük de olsa kütlenin bir kısmı enerjiye dönüşmektedir. Bu durumu açıklamak için eşitliğin az farklı formülasyonu E=mc² ilk defa Albert Einstein tarafından 1905'te ünlü makalelerinde yayımlanmıştır. Aynı yıl önermiş olduğu özel görelilik kuramının bir sonucu olarak türetmiştir.

Fotoelektrik etki[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana maddeler: Foton ve Fotoelektrik etki

Einstein öncesinde ışık, kimi bilim adamları tarafından tanecikler akımı, kimileri tarafından da dalga devinimi olarak nitelendirilmişti.[22] 19. yüzyılın başlarında Young’la başlayan, Fresnel ve daha sonra Faraday ve Maxwell’in çalışmalarıyla pekişen deneyler dalga kuramına belirgin bir üstünlük sağlamıştı.[22] Einstein’ın fotoelektrik çalışması, bu gelişmeyi tersine çevirmiş, hem de Planck’ın 1900’de ortaya sürdüğü kuantum teorisini de çarpıcı bir biçimde doğrulamıştır.[22]

Üzerine ışık düşen bazı maddeler elektron salıyorlardı. Parlak ışıklar daha fazla elektron salıyor fakat enerjileri artmıyordu. Sarı ve kırmızı ışıklar pek az elektron salıyorlardı. Klasik fizik bu durumu dalga kuramı ile açıklayamıyordu. Einstein bu soruna Planck kuramını uyguladı. Sonradan foton adı verilen belirli enerjili bir kuanta, maddenin atomu tarafından soğrulmakta, böylece belirli enerjide bir elektron atomdan alınmaktadır.

Einstein bu çalışması nedeniyle 1921 yılında Fizik Nobel Ödülünü kazanmıştır.

Brown hareketi ve istatistiksel fizik[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana maddeler: Brown hareketi ve İstatistiksel fizik

1850’lerde İngiliz botanikçisi Robert Brown, mikroskoplarla polenleri incelerken, taneciklerin su içinde rastgele sıçramalarla devinim içinde olduğunu gözlemledi; fakat bu gözlem 1905'e dek açıklamasız kaldı.[22] Molekül kavramı yeni değildi; ancak en güçlü mikroskop altında bile görülemeyecek kadar küçük olan moleküllerin varlığı, ilk kez bu açıklamayla kanıtlanmış oldu.[22]

Brown'a göre asıltının içinde bulunduğu su, Maxwell ve Boltzman kinetik kuramı çerçevesinde hareket eden moleküllerden oluşuyorsa asıltı parçacıklar gözlendiği gibi titreşirler.[8] Su içindeki bütün cisimler her yönden ve sürekli olarak moleküllerle itilirler.[8]

Einstein hareket ile molekül büyüklüğü arasındaki matematik ilişkiyi saptamış ve böylece molekül ve atomların büyüklüğünü hesaplamak mümkün olmuştu.[8] Bu açıklamadan üç yıl sonra Perrin, Brown hareketi üzerinde deneyler yaparak Einstein’ın hesaplarını doğruladı.[8]

Bose-Einstein istatistiği[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Bose-Einstein yoğunlaşması

Einstein ve Hint fizikçi Nath Bose, 1925'te yoğun bir gaz kütlesinin mutlak sıfır sıcaklığına düşürüldüğünde, atomlar kendi özelliklerini kaybedecek, bir bütün halinde dev bir tek atoma dönüşecekleri sonucuna vardılar.[29] Bose’un fotonlar için kullandığı metotları ayırt edilemez parçacıklar için genelleştiren Einstein, yaptığı çalışmalarda etkileşmeyen parçacıklardan oluşan bozon gazının tek bir kuantum durumuna yoğuşabileceğini göstermiştir.[30]

 

Einstein ve Niels Bohr, 1925

Kuantum fiziği ve belirsizlik ilkesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Kuantum mekaniği

1930 yılında belirlenemezlik ilkesinin zaman ve enerjinin aynı anda ve doğru olarak saptanamayacağı anlamına geldiğini fakat bunun bir deney ile geçersizliğinin gösterilebileceğini açıklıyordu. Bunu dinleyen Bohr, uykusuz bir geceden sonra Einstein’ın düşünüşündeki hataları bularak “belirlenemezlik ilkesinin” yaygın olarak kabulünü sağlıyordu.

Niels Bohr ile tartışmaları[değiştir | kaynağı değiştir]

Fotoelektrik olayını açıklayan Einstein kuantum kuramının gelişimine büyük katkıda bulunmuştu ama kuramın geliştiği yönden hiç memnun değildi. Heisenberg’in belirlenemezlik ilkesini kabul etmiyor, Tanrı zar atmaz diyordu. Niels Bohr da kuantum kuramının gelişmesinde önemli rol oynamış fizikçilerden birisiydi ve Einstein'ın bu fikirlerine katılmıyordu. Einstein ve Bohr arasında birbirine saygılı bir biçimde, dostça bir tartışma sürdü. Einstein çeşitli düşünce deneyleri ile kuantum kuramının belirlenemezlik ilkesini çürütmeye çalışıyordu fakat Bohr bu eleştirilere tutarlı cevaplar vererek Einstein'ı ve dünyayı ikna ediyordu.[31] Einstein sonradan belirsizlik ilkesini çürütmeye çalışmaktan vazgeçmiş ve kuantum mekaniğinin fiziksel gerçekliği anlatmakta yetersizliği fikrini savunmaya başlamıştır.[31]

1927 yılında Solvay Konferansında Einstein ile Bohr arasında geçen o sıcak tartışmaların özünde temel kuram ve yasalar bulma saplantısı, yani son bilgi saplantısı yatıyordu. Bu çaba mutlak olanı bulma çabasıydı.[32]

Kozmoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

Einstein evrenin sabit olduğunu düşünüyordu ve parametreler arasındaki çelişkiyi çözmek için kuramına kozmolojik sabit eklemişti.[33] Einstein sonradan belirsizlik ilkesini çürütmeye çalışmaktan vazgeçmiş ve kuantum mekaniğinin fiziksel gerçekliği anlatmakta yetersizliği fikrini savunmaya başlamıştır.[31] Sonrasında evrenin sürekli genişlediği anlaşılınca Einstein bu sabiti "en büyük hatam" olarak nitelemiş ve denklemlerinden çıkarmıştır.

Birleşik alan kuramı[değiştir | kaynağı değiştir]

Einstein, Princeton'da fizik çalışmalarını sürdürürken, genel göreliliği elektromanyetik kuramına bağlayan bir birleşik alan kuramı üzerinde çalışmış ama başarılı olamamıştır.

Görüşleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Politik görüşleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Einstein Almanya'da doğmuş bir Yahudi olarak Nazilerin yükselişi, iktidarı ve Holokost döneminde yaşamıştı. Bu nedenle ABD'ye göç etmiş ve büyük bir Nazi karşıtı görüş geliştirmiştir. Bilim adamlarına Nazi baskısının artması üzerine 1933 yılında Atatürk'e mektup yazarak Türkiye'ye kabul edilmelerini istemiştir; bunun sonucunda gelen yüzlerce Yahudi bilim insanı Türk üniversitelerine büyük katkı sağlamıştır. Yine ABD başkanına mektup yazarak ABD'nin Almanya'dan önce nükleer silah geliştirmesi gerektiği tavsiyesinde bulunmuştur. Yahudilerin kendi ülkelerine sahip olması gerektiğine inanmış ve İsrail'in kuruluşunu desteklemiştir.[34] Ama bu devletin sınırları ve bir ordusu olmasına karşı çıkmış ve Araplar ile birlikte iki uluslu bir ülke olması gerektiğini savunmuştur.[34]

Einstein, sosyalizm hakkında övgü dolu sözler söylemiş ve bütün dünyanın tek bir hükûmet altında toplanması fikrini ifade etmiştir. Soğuk Savaş'ın başlaması ile ABD'deki anti-komünist politikalarını ifade özgürlüğünü kısıtlayacak derecede olmaları nedeniyle eleştirmiştir. Kendisi ayrıca Bertrand Russell ile birlikte bir anti-nükleer manifesto yayımlamıştır.

Niçin Sosyalizm yazısında kapitalizmi şu şekilde eleştirmiş ve sosyalizmi savunmuştur.

“Bana kalırsa kapitalizmin en büyük kötülüğü bireylerin sakatlanmasıdır. Tüm eğitim sistemimiz bu beladan muzdariptir. Gelecekteki kariyerine hazırlanmak için açgözlü bir biçimde başarıya tapmak üzere eğitilmiş öğrenciye abartılı bir rekabetçi yaklaşım aşılanır. Ben bu korkunç beladan kurtulmanın tek yolu olduğuna eminim. Bu yol, toplumsal hedefler doğrultusunda yönlendirilmiş bir eğitim sisteminin eşlik ettiği sosyalist ekonominin inşasıdır. Böyle bir ekonomide toplumun kendisi üretim araçlarının sahibidir ve üretim araçları planlı bir tarzda kullanılır. Üretimi toplumun gereksinimlerine uyduran planlı bir ekonomi işi çalışabilir durumda olanlara dağıtır ve erkek, kadın, çocuk herkesin geçimini garanti eder. Bireyin eğitimi, doğuştan sahip olduğu yeteneklerin geliştirilmesinin yanında, günümüz toplumundaki güç ve başarının yüceltilmesi yerine, bireyin içinde çevresindekilere karşı sorumluluk hissi geliştirmeyi hedefler.[35]

Dini görüşleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Einstein çeşitli röportajlarında ve mektuplarında hiçbir dine inanmadığını ve bütün dinleri çocukça batıl inançlar olarak gördüğünü söylemiştir.[36] Fakat kendisini bir ateist ya da panteist olarak tanımlamayıp değişik zaman dilimlerinde agnostik veya deist[37] görüşler belirtmiştir. Katı bir determinizme inanan Einstein, evrenin yasalarını anlamayı bir tür dini duyguya benzetmiştir. Ancak kendisinin dini fikirleri konusunda tartışmalar hâlen devam etmektedir.

Kendisi bir kitabında dini şu şekilde tanımlamıştır:

“Gerçeğin ve onun insan aklına eşsiz biçimde erişebilmesinin mantıklı yapısına duyulan bu inancı "din" kelimesinden daha iyi ifade edecek bir şey bulamadım. Bu inancın olmadığı yerde bilim, yavan bir süreç haline gelir. Eğer rahipler bunu kendi çıkarları için kullanacaklarlarsa bırakalım da bunu şeytan düşünsün. Bunun için herhangi bir ilaç yoktur.[38]

Albert Einstein, kendi Tanrı görüşünü de şu şekilde dile getirmiştir:

“Daha yüksek bir düzenin bütün bilimsel çalışmasının arkasında dünyanın mantıklı veya anlaşılabilir şekilde yaratılmış olduğuna dair, dini duyguya benzer, bir inanç olduğu kesindir... Kendisini deneyim dünyasında ortaya koyan üstün bir akıl içerisinde yer alan bu sağlam, derin duygulara sıkı sıkıya bağlı inanç benim Tanrı anlayışımı anlatmaktadır.[39]

50. yaş gününde, George Sylvester Viereck'e verdiği bir röportajda Tanrı ve din ile ilgili fikirlerini şu şekilde özetlemiştir:[40]

“Ben bir ateist değilim ve kendime bir panteist de diyebileceğimi düşünmüyorum. İlgili soru bizim kısıtlı akıllarımız için çok geniş. Biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun durumundayız. Çocuk kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. Nasıl yazıldıklarını bilmez. Yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder, ama ne olduğunu bilmez. Bu durum, bana göre, en zeki insanın bile Tanrı'ya göstereceği yaklaşımdır. Biz, evrenin muhteşem bir şekilde düzenlendiğini ve belirli kanunlara uyduğunu görmekteyiz, ancak bu kanunları çok bulanık bir şekilde anlayabilmekteyiz.[40]

Popüler kültürde Einstein[değiştir | kaynağı değiştir]

Albert Einstein, pek çok popüler kültür ürünü için konu veya bir ilham kaynağı olmuştur.

Einstein'ın 72. yaş gününde, UPI fotoğrafçısı Arthurr Sasse kendisini kameraya karşı gülümsetmeye çalışıyordu. Einstein o gün defalarca kameralara gülümsedikten sonra bu sefer dilini çıkardı. Bu fotoğraf Einstein'ın en ünlü fotoğraflarından biri olmuştur. 19 Haziran 2009'da orijinal fotoğraf bir açık arttırmada 74,324 dolara satılmış ve Einstein'ın en pahalı fotoğrafı olmuştur.

1999'da, Einstein'ın ileri gelen fizikçiler tarafından tarihin en büyük fizikçisi seçilmesinin de etkisiyle, Einstein kelimesi, dahileri tanımlamak için kullanılan bir kelimeye de dönüşmüştür.

Einstein ayrıca kurgu eserlerde çılgın bilim adamı tipleri için de bir model olmuştur. Aşırı ifadeli suratı ve farklı saç modeli çoğunlukla taklit edilmiş ve abartılmıştır. Time Dergisinin yazarı Frederic Golden'a göre Einstein "bir çizgi romancının gerçeğe dönüşmüş hayaliydi".

31 Aralık 1999'daki ayrı bir sayıda Time, Albert Einstein'ı "Yüzyılın Kişisi" olarak seçmiştir.

Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Bu liste tam bir liste değildir ve göreceli olarak önemli eserlerini içermektedir.

Vikipedi'nin kardeş projelerinden
Albert Einstein
hakkında daha fazla bilgi edinin

Commons'ta dosyalar

Vikisöz'de alıntılar

Vikikaynak'ta belgeler

Kitapları[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Görelilik; Özel ve Genel Kuram: Popüler Bir Yorum, 1920.

  • Görelilik’in Anlamı, 1921.

  • Tek Atomlu Đdeal Gazların Kuantum Kuramı, 1924.

  • Brown Hareketi Kuramı Üzerine Araştırmalar, 1926.

  • Siyonizm Hakkında, 1930.

  • Niçin Savaş, 1933.

  • Gördüğüm Kadarıyla Dünya, Denemeler, 1934.

  • Felsefem, 1934.

  • Fiziğin Evrimi, Leopold Infield ile birlikte, 1938.

  • Otobiyografik Notlar, Denemeler, 1949.

  • Denemeler, 1950.

Makaleleri[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Über Einen die Erzeugung und Verwandlung des Lichtes betreffenden heuristischen Gesichtspunkt (Işığın Oluşumu ve Dönüşümü Üzerine Bir Görüş), 1905.

  • Über die von der molekularkinetichen Theorie der Wärme geoforderte Bewegung von ruhenden Flüssigkeiten suspendierten Teilchen (Durağan Bir Sıvı İçindeki Asıltı Parçacıklarının Moleküler Kinetik Kuramı Çerçevesindeki Hareketleri Üzerine), 1905.

  • Zur Elektrodynamik bewegter Körper (Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği), 1905.

  • Ist die Trägheit eines Körpers von seinem Energieinhalt abhängig? (Bir Cismin Eylemsizliği Enerji içeriğine Bağlı mıdır?), 1905.

  • Zur Theorie der Brownischen Bewegung (Brown Hareketi Kuramı Üzerine), 1906.

  • Zur Theorie der Lichterzeugung und Lichtabsorption (Işığın Salınımı ve Soğurumu Kuramı Üzerine), 1906.

  • Plancksche Theorie der Strahlung und die Theorie der Spezifischen Wärme (Işınımın Planck Kuramı ve Özgül Isı Kuramı), 1907.

  • Entwurf einer verallegemeinerten Relativitätstheorie und einer Theorie der Gravitation (Bir Kütle Çekimi Kuramı ve Genelleştirilmiş Görelilik Kuramına Bir Gönderme), 1913.

  • Die Grundlagen der allgemeinen Relativitätstheorie (Genel Görelilik Kuramı'nın Temelleri), 1916.

  • Quantentheorie der Strahlung. (Kuantum Kuramı), 1917

  • KAYNAKÇA:https://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Einstein

bottom of page